Ağlayarak geldiğimiz dünyada güle oynaya yaşar, zaman zaman da ağlarız. Zamanı gelince ağlatarak da gideriz.
Dünya fanidir, hiç kimse burada mekan tutmaz. O yüzden Peygamber Efendimiz "ya bir garip ya da bir yolcu gibi ol" demiştir. Bu dünyada insan için önemli olan insanca yaşayıp Yaratıcısını tanıyıp Ona kulluk etmektir. Bunun için önemli olan ise ahiret yurdunu unutmadan oraya yatırım yapmaktır.
Bu dünyadan göç eden insana ardından kalanlar da hayırda bulunabilir, onun ahiret yurdunu mamur etmede katkı sağlayabilirler. Fakat esas ve belirleyici olan insanın kendi yurdunu kendisinin inşa etmesidir.
Bununla birlikte ölen insanın yakın ve sevdikleri onun namına istiğfar ederek bağışlanmasını istemesi, rahmet dileyip dua etmesi, cenaze namazını kılıp Kur'an okuması, toplum faydasına hayırlar yapması, sadaka vermesi, hatta kurban kesip haccetmesi faydalı olur.
İnsanı en güzel bir surette yaratan ve yarattıklarının en şereflisi makamına oturtan Cenâb-ı Allah, onun üstünlük ve zayıflıklarını da bilmektedir. İnsanın üstün vasıflarını korumak, eksik taraflarını tamamlamak ve yanlış yola gitmesninin önünü almak..
İslâm dini yeryüzüne çöken karanlığı yarıp insanlığa muhtaç olduğu aydınlığı göndermediği dönemde dünyaya gelerek melekleri ve insanları sevindiren nurlu yetim Hazreti Muhammed (s.a.s.), önce babadan, sonra da anadan yetim kalınca dedesinin himayesinde..
İslâm dini, her insanı belirli hak ve sorumluluklar taşıyan bir şahsiyet olarak kabul eder. Her şeyin sahibi olan ve Mâlikü’l-mülk ismini taşıyan bütün mülkün mutlak sahibi Cenâb-ı Allah, mahlûktın en şereflisi olarak yarattığı insana mülkü üzerinde..