İçinde yaşadığımız zamana bakılmaksızın, herkesin sabırsızlıkla beklediği Noel bayramı yaklaşıyor ve beraberinde Noel orucunun sonunu getiriyor. Hıristiyan ibadetine yabancı olanlar bile hayvansal besinlerden çekinmenin doğru olmayan düşünce, söz ve davranışlardan kaçınmamızı sağlamasını gerektiğini, ve de fiziksel olarak arınmamızın maneviyatımızın mükemmelleştirilmesini yardım etmesi gerektiğini bilirler.
Bilindiği üzere, Bulgarlar Hıristiyanlığı resmen kabul etmeden önce bile farklı gıda ve içeceklerle ilgili belirli yasaklara uymuştur. Örneğin, hayat döngüsünün bazı anlarında belirli rengi olan besinlerin tüketimi yasaklıymış, bazı meyvelerin yenmesi de önceden belirlenmiş tarihlerde gerçekleştiriliyormuş.
Ortodoks kilisesi şimdi bile kilise takviminde belirlenen tarihlerin dışında bazı günlerde oruç tutulmasını tavsiye eder. Resmen belirlenmiş oruç günlerine gelince çok sıkı oruç tutulduğu, yalnız su içilebildiği ‘trimirene’ âdetinin ve en sıkı varyantı olan orucun susuz sürdürülmesi gibi anların özellikle büyük önemi var. Noel akşamı ile son bulan 20 ila 24 Aralık günleri arasındaki sıkı oruç dönemi böyledir. Ertesi sabah ise et, yumurta ve sütlü mamuller tüketilebilir artık.
Bulgaristan Radyosu program koleksiyonundan seçtiğimiz ‘Perhiz, günlük hayata ve hayattaki şenliklere farklı bir bakış’ yazısı oruç tutmanın manevi anlamı ve halkımızın bu yöndeki geleneksel uygulamalarını anlatıyor.
Editör: Аlbena Bezovska
Çeviri: Neli Dimitrova
Nisan ayının son Cumartesi günü kutlanan Dünya Veteriner Hekimler Günüde bundan bir süre önce radyomuza konuşan gencecik bir baytar, Şumen ili Hitrino belediyesinin Trem köyünde büyük bir hayvan çiftliğinde 2 000’den fazla iribaş hayvanın..
Şair, yazar, senaryo yazarı, dramaturg ve çevirmen Valeri Petrov, bundan 105 yıl önce bugün doğmuştu. 22 Nisan 1920 tarihinde Sofya’da Valeri Nisim Mevrorah adı ile dünyaya geldi. Sofya Üniversitesi’nin tıp bölümünden mezun oldu ve belli bir..
Velingrad’ın Tarih Müzesi Bulgaristan’da en zengin ve büyük süslü Paskalya yumurtaları koleksiyonuna sahip. Bu geleneğin korunmasında Mariya Malçeva’nın katkısı çok büyük. Mariya, sadece bu geleneği korumakla kalmamış, aynı zamanda 70 yıl ve öncesinden..