Bulgaristan’daki Türkçe süreli yayınlar ve özellikle 1922 – 1934 yılları arasında çıkan bazı Kemalist gazetelerinin içeriği ile ilgili Merkezi Devlet Tarih Arşivinde bulunan ve Aralık 1934 tarihli bir rapor dikkat çekmektedir.
Emniyet Müdürlüğü tarafından İçişleri Bakanlığı'na yazılan bu raporda, Sofya’da çıkan Rehber ve Halk Sesi gazeteleri, önce Kırcali sonra Plovdiv’de çıkan Rodop gazetesi, Ragzrad’da çıkan Deliorman ve Karadeniz gazeteleri, önce Kırcali sonra Varna’da çıkan Turan gazetesi, Kırcali’de çıkan Özdilek ve Vidin’de yayımlanan İstikbal gazetesi, Kemalizm fikirlerini yaydıkları ve Türkiye’nin Sofya Elçiliği tarafından maddi destek aldıkları gerekçesiyle ulusal güvenlik için bir tehlike olarak gösteriliyordu.
Ayrıca en tehlikeli Kemalizm propagandacıları olarak görülen Rehber gazetesi sahibi ve başyazarı Mehmet Celil, Halk Sesi gazetesini çıkaran Ahmed Hilmi ve Rodop gazetesinin sahibi Mehmet Lüfti Takanoğlu’nun yayımladıkları gazetelerin içeriği nedeniyle, İdare ve Polis Kanunu'nun 48. maddesi uyarınca, Türk nüfusu bulunmayan yerlere sürülmeleri öneriliyordu.
Gerçekten de Bulgaristan hükümetleri, özellikle 1923’ten sonra ülkedeki Türkler arasında ve öğretmenler tarafından temsil edilen aydınlar arasında yayılan Kemalist fikirleri ulusal güvenlik için bir tehlike olarak değerlendirdi ve bunların etkisini engellemek için çeşitli önlemler aldı. Türk gazetecileri takip edildi, tutuklandı, saldırıya uğradı ve hatta bazıları öldürüldü. “Kemalist” gazetelerin içeriği yetkililer tarafından sıkı bir şekilde denetlendi.
Bu gazetelerin içeriklerine baktığımızda ise Türk ve Müslüman azınlığının sosyal, ekonomik ve kültürel alanda geri kaldığı endişesinden hareketle Türk topluluğun özellikle dini ve eğitim kurumlarındaki en acil sorunları çözmek için reformların yapılmasıyla ilgili taleplerin ileri sürüldüğünü görebiliriz.
Bu talepler Bulgaristan hükümetlerinin, ülkedeki Türklerin milli, kültür ve dini kurumları üzerindeki baskı ve müdahalesinin arttığı dönemde meydana geldi. Bufaaliyetlerinde, Bulgaristan hükümetleri Başmüftü Hüseyin Hüsnü Efendi’de ve Başmüftülükte değerli bir destekçi buldu. 1934’te çıkmaya başlayan “Medeniyet” gazetesine maddi destek sağladı.
Bu durum karşısında Türk topluluğu arasında baş gösteren kutuplaşma çok daha karmaşık bir hal aldı. Ayrılık ve çatışmalar, Türk topluluğun gelişimi için önemli adımlar atıldığında bile ortaya çıktı. Mehmet Celil, Rehber gazetesinde Başmüftü Hüseyin Hüsnü Efendi ile Vakıflar Müdürü Rasim Bey arasındaki anlaşmazlıkla ilgili birkaç yazı yazdı.
”Bulgaristan Müslümanlarının Dini Yönetimine İlişkin 1919” Tüzüğüyle belirlenen müftülük ve Cemaat-ı İslâmiyeler'in çalışmalarını o dönemin koşullarına uygun hale getirmek ve Bulgaristan'daki Türklerin çıkarlarını daha iyi korumak amacıyla bir konferans düzenlenmesi fikri ortaya atılmıştı. Bu önemli konunun tartışılması bütün Türk - Müslüman topluluğun birlik içerisinde hareket etmesini gerektirdi, ancak Başmüftü Hüseyin Hüsnü Efendi ile Vakıflar müdürü Rasim Bey arasında çıkan anlaşmazlık nedeniyle konferans bir türlü gerçekleştirilemedi.
Böylece, tüm Müslüman topluluğunu ilgilendiren önemli konular tartışılmamış kaldı. Mehmed Celil'e göre, Başmüftü’yle Vakıflar müdürü Rasim Bey arasındaki anlaşmazlıklar, “güç ve baş mücadelesi, hırsların bir tezahürü”ydü.
Bununla beraber vakıf sistemindeki sorunların çözümü konusunda Vakıflar müdürü Rasim Bey’e yönelik beklentiler Kemalist gazetelerde çelişkili bir çekilde yer aldı. Örneğin Halk Sesi gazetesi, vakıf sisteminde reformların gerçekleştirilmesi konusunda Rasim Bey'e büyük umutlar bağladı ve onun başarılı faaliyetleriyle ilgili haberler yayınladı.
İstikbal gazetesi ise, Dışişleri ve Mezhepler Bakanlığı'na hitaben Rasim Bey’in reformist çabalarına engel olmaması gerektiğini, çünkü “ancak bu şekilde Türk halkının isteklerinin karşılanabileceğini” belirten bir yazı yazdı. Diğer yandan Rehber gazetesi, Rasim Bey'in Vidin'deki vakıf mallarını suistimal ettiğini ve vakıf kurumuna zarar verdiğini iddia eden makaleler yayımladı. Bu suistimallerin bizzat Vakıflar müdürü Rasim Bey tarafından yapıldığının iddia edilmesi ilgi çekicidir. Rehber gazetesine yansıyan habere göre, Rasim Bey sadece Vakıflar müdürü değil, aynı zamanda Vidin’de Encümen başkanı, Cemaat-ı İslâmiye üyesi ve Şefkat kıraathanesi vakfında maaşlı bir memurdu. Mehmed Celil’e göre bu durum açık bir çıkar çatışmasının olduğunu gösteriyordu.
Türk - Müslüman topluluğun, Cemaat-ı İslâmiye Encümenlerinin seçimi ile ilgili bir diğer önemli sorunu, yine Rehber gazetesinde yer buldu. Cemaat-ı İslâmiyelere ayrılmış bir makaleye göre, bunların %80'i, 1919 Tüzüğüne aykırı olarak feshedilmiş ve yıllardır yeni Encümenlerin seçimi için bir emir çıkarılmamıştı. Onların yerine atanan üç kişilik komisyonlar, Başmüftü'nün onayını almamış, Başmüftü bu değişikliklerden haberdar bile edilmemişti.
Türk-Müslüman topluluğunun, Cemaat-ı İslamiye Encümenlerinin seçimi ile ilgili bir diğer önemli sorunu, yine Rehber gazetesinde yer bulmuştur. Cemaat-ı İslamiyelere ayrılmış bir makaleye göre, bunların %80'i, 1919 Tüzüğüne aykırı olarak feshedilmiş ve yıllardır yeni Encümenlerin seçimi için bir emir çıkarılmamıştı. Onların yerine atanan üç kişilik komisyonlar, Başmüftü'nün onayını almamış, Başmüftü bu değişikliklerden haberdar bile edilmemiştir.
Görüldüğü üzere Rehber gazetesi, hükümeti açıkça eleştirmekten çekinmemiş, yine 1919 Tüzüğüne aykırı olarak, yetkinlik ve niteliklerine bakılmaksızın muftileri parti üyeliği temelinde atamaya devam ettiğini bildirmiş muftülüklerdeki düzensizlik ve yaratılan kaos ortamından ve Dışişleri ve Mezhepler Bakanlığı'nın sorumlu olduğunu vurgulamıştır.
Bunun yanısıra gazete, Başmüftülüğü “başının üzerinde bir kartal asılı duran kirpi”ye benzeterek, Başmüftü Hüseyin Hüsnü Efendi’nin, Vakıflar müdürü Rasim Bey’in ve Türk aydınlarının, kanun ve Tüzük ihlallerine karşı sessiz kalmalarının Bulgaristan'daki Türklerin varlığını tehdit ettiğini yazdı.
Diğer yandan Halk Sesi gazetesi, Başmüftü Hüseyin Hüsnü'yü Türk okullarının ve dini ibadethanelerin kapatılmasının ana nedeni olarak gösterdi ve Başmüftünün görevinden istifa etmesini talep etti. İstikbal gazetesi de bu talebe katıldı ve gazete sayfalarında “Dini liderlerimiz, kültürel ve eğitim açısından diğer kültürlere sahip milletlerle eşitlenmemize hiçbir katkıda bulunmadılar. Dini liderlerimiz bizi tam bir cehalet içinde tuttular” gibi suçlamalara yer verildi.
Ayrıca gazete, milletvekilliği yapmış olan Bekir Sıdkı'nın bir konferansta Başmüftü adayı olarak seçildiğini ve Aleksandar Malinov hükümetinin onu bu göreve atayacağı haberine yer vererek, Türk topluluğu adına teşekkür etti. Kemalist Türk aydınları Bekir Sıdkı'yla ilgili büyük umutlar besledi, ancak onun zamansız vefatıyla bu umutları sona erdi.
İstikbal gazetesi ise ülkedeki tüm medreselerin kapatılması talebiyle dikkat çekiyor. Gazete her türlü medresenin kapatılmasından yana olduğunu ilan etti ve bu kurumların 50 yıldır Bulgaristan'daki Türk nüfusun kültürel ve entelektüel gelişimi için hiçbir yararlı çalışma yapmadığını iddia etti. Medrese öğretmenlerini, hocaları ve hafızları “her türlü kültürel ve toplumsal etkinliği engellemekle suçladı”. İstikbal gazetesinde “Başmüftülük, Nüvvab medresesi ve İntibah gazetesi çevresindeki eski Türkler üzerinde zafer kazanmak için mücadele ediyoruz ve bununla vatanımızın genel kalkınmasına katkıda bulunmak istiyoruz.” gibi çarpıcı ifadelere yer verildi.
Diğer yandan Rehber gazetesi ve Mehmed Celil, medreselerin kapatılmasına ve “Nüvvab” mezunlarının öğretmenlik haklarının ellerinden alınmasına kararlı bir şekilde karşı çıktı.
Mehmed Celil, Bulgaristan'daki Türklerin en önemli eğitim kurumlarından biri olan Medresetü'n-Nüvvab'ın programını ve tüzüğünü hazırlayan ekipte yer alarak okulun kuruluş sürecinde aktif rol oynadı ve gelişimini yakından takip etti, Başmüftülük heyetiyle birlikte Şumen'e giderek okulda yapılan sınavları izledi. Bununla birlikte Nüvvab'a yönelik eleştirilerinden vazgeçmedi ve yıllar geçtikçe bu eleştirilerini artırdı.
Başmüftülüğün Nüvvab’la ilgili politikasını da eleştiren Mehmed Celil'e göre, “okulun programının doğru bir şekilde uygulanması, hem sağcıları hem de solcuları memnun edecekti”. Bu bağlamda, Başmüftü'ye Nüvvab'a yönelik politikasını gözden geçirmesini ve Türk nüfusunu birleştirmek için gerekli adımları atması çağrısında bulundu.
Mehmed Celil’in seçilmiş ilk iki Başmüftü - Hocazade Mehmed Muhiddin Efendi ve Süleymen Faik Efendi’yle yaptığı çalışmalar, Rodop gazetesi sahibi Mehmet Lütfi Takaoğlu’nun sert eleştiri ve suçlamalarına sebep oldu. Ancak Takanoğlu, Mehmed Celil’in Nüvvab’ı sert bir dille eleştirdiğinde bu tavrını övgüyle karşıladı.
Başmüftülüğün 1929’da yapılan Birinci Türk Milli Kongresi’nin kararlarına kayıtsız kalması ve bunları kabul etmemesi, Kemalist aydınların öfkeli tepkisine neden oldu ve bu tepki Kemalist gazetelerde de yankı buldu. Halk Sesi gazetesi, din adamlarını Türk halkına ihanet etmekle suçlayarak, gelişimin önünde engel teşkil ettiklerini ve Türk halkının bölünmesinin nedeni olduklarını belirten sert eleştiriler ve sözler yöneltti.
Siyasi baskıların, fikir ayrılıkların, ideolojik kamplaşma ve kutuplaşmaların sebep olduğu olumsuzlukların sürdüğü bir ortamda çıkan Kemlist gazeteleri, Bulgaristan’daki Türklerin milli varlık ve benlik meselelerini ele alarak Bulgaristan’daki Türk ve Müslüman topluluğun hukukunu savunmaya çalışmış, “milletine hizmet etmek” ve “milletini saadet ve selamete eriştirmek” için hiçbir fedakarlıktan kaçınmamışlardır. Ancak bu 8 Türkçe gazetenin tamamı, 1934’teki askeri darbeden sonra kapatılmıştır.
Foto: "İvan Vazov" Halk Kütüphanesi, Şumen Halk Kütüphanesi, Plovdiv Halk Kütüphanesi, Sofya Milli kütüphanesi, Hakkı Tarık Us KütüphanesiBudapeşte'deki Vágóhid Caddesi 62 numaradaki Bulgar Kültür Evi'nin geniş üç katlı binası, yeni eğitim öğrenim yılının başladığı Ağustos ayının son gününde Bulgarca ana dili okulu öğrencilerine kapılarını açacak. Okulun Facebook sayfasında yayınlan..
30 Ağustos’ta Şipka Destanı’nın 148. yılı ile ilgili ulusal çapta düzenlenen kutlamalar kapsamında Şipka tepesinde yer alan muazzam Özgürlük Anıtı yakınında “Ulusal Marşın Uzun Yolu” adı altında tertip edilen serginin açılışı yapılacak...
Dobru c a’nın Smilets köyünde karpuz sıradan bir meyve değil, efsanedir . 30 Ağustos tarihinde köyde gelenek üzerine düzenlenen Karpuz Pekmezi Ulusal Festivali başlıyor . Y öre halkının “karpuz balı” dediği tatlı iksir in..
Dobru c a’nın Smilets köyünde karpuz sıradan bir meyve değil, efsanedir . 30 Ağustos tarihinde köyde gelenek üzerine düzenlenen Karpuz..
30 Ağustos’ta Şipka Destanı’nın 148. yılı ile ilgili ulusal çapta düzenlenen kutlamalar kapsamında Şipka tepesinde yer alan muazzam Özgürlük..
Budapeşte'deki Vágóhid Caddesi 62 numaradaki Bulgar Kültür Evi'nin geniş üç katlı binası, yeni eğitim öğrenim yılının başladığı Ağustos ayının son..